Blog · Nisan 7, 2021

Dertlerinizden yazarak kurtulun!

0
(0)

Amerikalı psikolog Prof. James Pennebaker’dan psikolojinizi düzeltmeniz için farklı yöntemler…

Amerikalı psikolog Prof. James Pennebaker içimizde biriktirdiğimiz sıkıntıların, psikolojik rahatsızlıkların yanında fiziksel hastalıklara ve başarısızlıklara yol açacağını, bundan kurtulmanın ancak yazarak mümkün olacağını söylüyor. Çok sevdiğiniz birini kaybettiyseniz, aşk acısı çekiyorsanız ya da annenizle kavga ettiyseniz, bu üzüntülerin sizi hasta etmemesi için Prof Pennebaker’ın önerisi hemen kağıt kaleme sarılmanız!

Yazmak ya da yazmamak! Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen bir konferansa katılmak için İstanbul’a geldiği sırada görüştüğümüz Teksas Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Prof. James Pennebaker’a göre bütün mesele bu! Aslında varoluşun, yani “olmak ya da olmamanın” ardında yatan sır yazabilmekten geçiyor… Prof. Pennebaker senelerdir psikolojik rahatsızlıkların neden olduğu biyolojik rahatsızlıklar ve başarısızlıklar üzerine çalışmalar yapıyor. İnsanın içine attığı dertlerin, daha sonra biyolojik bazı rahatsızlıklara ve okulda ya da iş yaşamında başarısızlıklara neden olduğunu, bunu önlemenin yolunun da “yazmak”tan geçtiğini yaptığı laboratuvar deneyleri sonrası buluyor.

Nasıl mı? İlk gün hem üniversite öğrencilerden hem de yetişkinlerden yüzeysel konular hakkında yazmaları isteniyor. Bir sonraki günün yazma konusuysa katılımcıların hayatlarında onları etkileyen büyük travmalar, üzüntüler ve derin duyguları. Katılımcılara duygularını kâğıda döktükten sonra kendilerini nasıl hissettikleri soruluyor. Bazıları ağladığını ve alt üst olduğunu söylerken, katılımcıların büyük bir çoğunluğu yazmanın kendilerine iyi geldiğini belirtiyor. Araştırmanın başlangıcında doktor kontrolünden geçirilen katılımcılardan, duygularını daha rahat ifade edebilen ve problemleri hakkında yazan katılımcıların bağışıklık sistemlerinin daha kuvvetli olduğu ve yapılan testlerde daha sağlıklı bulundukları görülüyor. Prof. Pennebaker çalışmalarına İstanbul’da da devam ediyor. Ama araştırmasının sonuçlarını öğrenmek için biraz daha beklememiz gerektiğini belirtiyor. Uzun lafın kısası Prof. Pennebaker’ın araştırmaları gösteriyor ki yazmak, insanı hastalıklardan ve başarısızlıklardan koruyan bir kalkan işlevi görüyor.

Asıl problem derdimizi içimize atmamız ise yakın arkadaşlarımıza, sırdaşımıza anlatarak da bu sorunlardan kurtulamaz mıyız, niye illa ki yazmak?
Bence ikisi de hemen hemen aynı. Fakat bir arkadaşına derdini dökmek daha riskli bir şey. Riskten kastım; güven problemi ya da arkadaşının eleştirisini almak gibi riskler. Bu nedenlerle içinizdeki her şeyi arkadaşınıza anlatamazsınız. Yazmanın ise böyle riskleri yoktur. İşte bu yüzden yazmak bence birine anlatmaktan daha faydalıdır.

O halde günlük tutanların, diğer insanlardan daha sağlıklı ve başarılı olduklarını söyleyebilir miyiz?
Bu tam olarak doğru değil. Düzenli olarak günlük tutan ve her gününü kâğıda döken insanların herhangi birinden farkı yoktur. Her gün yazıyor olmaları onları daha sağlıklı ve başarılı yapmaz. Yazmak sadece çok sıkıntılı anlarımızda ve bir sorunumuzu takıntı haline getirdiğimizde işe yarar. Yani her gün yazmak yerine bir süreliğine, en azından bu derdin yol açtığı sıkıntıda azalma hissedilene kadar yazılmalıdır.

Peki yazmanın sırrı nedir, yani ortada herhangi bir tedavi olmadan kişiyi nasıl iyileştirebilir?
İçinize attığınız dertler, kafanızı kurcalayan ve hatta kendinize bile itiraf edemediğiniz düşünceler “kağıda döküldüklerinde somutlaşıyor.” Yani siz sorununuzla yüzleşirken aynı zamanda onları içinizden atmış olmanın huzuruna eriyorsunuz.

Ya işe yaramazsa ne yapmalılar?
Sıkıntısını defalarca kâğıtlara anlatmasına rağmen hiçbir iyileşme belirtisi gösteremeyen, kafasındaki düşüncelerden kurtulamayanlar kendilerini değiştirmeli.

Araştırmalarınız sırasında sizi kandıranlar, mesela arkadaşının sorununu kendi sorunu gibi yansıtanlar olabilir. Kendi duygularını yazmadığı halde siz bu kişinin sağlıklı olduğunu zannediyor olamaz mısınız?

Aslında bu da bir tedavi yöntemi. Bazı insanlar senarist gibiler, kendi travmalarını değil de başkalarının travmalarını yazıyorlar. Eğer bunun bir başkasının hikayesi olduğunu tespit ederseniz bu da yararlı olabilir. Zaten önemli olan yaşanan olaylarla kurulan bağdır. Siz arkadaşınızın sorununu kendi sorununuz gibi yazabiliyorsanız zaten bunu kendinizle özdeşleştirmişsinizdir ve bir şekilde duygusal deneyimleri kelimelere dökerek onları organize etmektesinizdir. Zaten önemli olan da içinizde biriken duyguları ifade edebilmektir.

Peki, günlük aktivitelerin anlatıldığı sıradan bir yazıdan psikolojik tahliller yapılabilir mi? Ya da bu yazıları yazanların sağlıklarının tehdit altında olup olmadığını anlayabilir miyiz?

Tabii ki, mesela depresyonda olan insanlar daha çok “ben” ve “beni” kelimelerini kullanıyor. Mutlu insanlar kendileri hakkında pek konuşmaz, genellikle duygu ifade etmeyen kelimeler tercih edip diğer insanların hayatlarını anlatır. Daha çok “o”ve “onlar” kelimelerini kullanırlar. Hasta insanlar ise genellikle kendilerine dönmüş olduklarından “ben” kelimesini çok kullanır.

Hasta olanlar yazılarında diğerlerinden daha duygu yüklü şeyler mi yazıyorlar?
Çalışmalarımın bir çoğunda kanser teşhisi konmuş insanlardan en derin duyguları hakkında yazmalarını istedim. Onları sınırlamadım. Yani çocuklukları, ilişkileri hakkında her şeyi yazabileceklerini söyledim. Ve sonuçta kanser teşhisi konmuş bir insanın hayatındaki en büyük şeyin kanser olmadığını gördük. Ölümle, aşkla ilgili dertleri, parasal sıkıntıları olabilir. Sadece kanser hakkında yazmalarını isterseniz yanlış yaparsınız, çünkü genellikle problem sadece kanser değildir.

Eğer yazmak insanı hem psikolojik olarak iyileştiriyor hem de biyolojik hastalıkları önlüyorsa; intihar etmeden önce dertlerini kağıda dökmüş olmalarına rağmen insanlar neden intihar ediyor?
İlginç bir soru; aslında bunun tam yanıtı ben de bilmiyorum.

Bu alanda çalışmalarınız oldu mu?
İntihar etmiş kişilerin şiirleri üzerine çalıştık ve “Ben” kelimesini çok kullandıklarını gördük. “Ben” çok ilginç bir kelime. İnsanlar “ben”i kendilerine döndüklerinde, depresyonu kendileriyle ilişkilendirdiklerinde kullanırlar.

Biz bugüne kadar her şeyin ilacını “zaman” olarak bildik, büyüklerimizden öyle öğrendik; yazmak zamandan daha etkili bir ilaç mı?
Evet, zaman her şeyin ilacıdır, fakat yazmak iyileşme sürecini hızlandırır. Zaten dertlerinizi yazdıktan hemen sonra değil, birkaç saat ya da gün sonra kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. İlk yazdığınızda ağlama krizlerine girebilir ya da kendinizi alt üst olmuş hissedebilirsiniz, fakat birkaç gün içinde çok daha huzurlu olursunuz.

Başka hangi alanlarda işe yarar yazmak? Mesela uykusuzluk çekiyorsak buna da derman olabilir mi?
Ben de uykusuzluk çekiyordum ve bu yöntemi ilk olarak kendi üzerimde denedim. Gerçekten işe yaradı. Uykusuzluğun sebebi genelde sürekli kafanızı kurcalayan aynı sorunlar hakkında düşünüp durmaktır; yatakta kaldığınız sürece o düşüncelerle savaşmaya devam edeceksiniz demektir. Bu durumda yatağınızdan kalkıp hemen bir kağıt kalem almalı ve aklınızdan o anda geçen düşüncelerin hepsini yazmalısınız. Arkasından vakit geçirmeden yatağınıza dönün.

Bu dökmeye puan verin!

Puan vermek için yıldıza tıklayın.

Ortalama puan: 0 / 5. Toplam puan: 0

Henüz puanlanmamış! İlk puanı siz verin.

Bu dökmeyi paylaşın